Türkiye-AB ilişkilerinde düğüm 2024’te mi çözülecek?

Değer Akal

Avrupa Birliği (AB), sınırlarının doğuya genişlemesi konusunda tarihi kararlar aldığı 14-15 Aralık’taki liderler zirvesinde Türkiye konusunu pas geçti. AB-Türkiye ilişkilerin geleceği ile ilgili kararın 2024 yılına ertelenmesi soru işaretlerine yol açtı.

AB’nin eski Ankara Büyükelçisi Marc Pierini, Avrupalı liderlerin Türkiye’yi pas geçmesinin nedenlerini sıralarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi tercihlerine, izlediği politikalara işaret ediyor.

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın kıdemli dış politika uzmanı Pierini, AB liderlerinin 2023 yılının son zirvesinde özellikle Ukrayna ile katılım müzakerelerini başlatmayı önceliklendirdiğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Türkiye tartışmalarının ertelenmesinin pek çok nedeni var. Ankara ile hukukun üstünlüğünün tartışılmasının imkansız olması, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini geciktirilmesi, İsveç’in NATO üyeliği konusu ile ilgili olarak Ankara-Budapeşte hattında yaşananlar ve Türkiye’nin Hamas’ı bir terörist hareket olarak görmeyi reddetmesi, erteleme kararında etkili olan nedenlerden bazıları.”

“Erdoğan’a derin güvensizlik hakim”

Aslında geride bırakılan 2023 yılında, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmasını mümkün kılabilecek siyasi dinamikler mevcuttu. Savaş ve ihtilafların tırmanmasıyla birlikte genişlemeyi yeniden gündemine alan AB, eş zamanlı olarak tartışmaya açtığı reformlarla da Avrupa kıtasında yeni bir düzen inşa etmeye yöneldi.

Türkiye’de ise Mayıs ayında yapılan seçimlerden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzünü yeniden AB’ye dönebileceği, iktidarını kaybetme korkusu azalacağı için de demokratik reformlar alanında, küçük de olsa, adımlar atabileceği umut ediliyordu. Ancak bu umutlar boşa çıktı.

AB serüveni 1963 yılında başlayan, 1999 yılından itibaren de resmen aday ülke statüsüne sahip olan Türkiye, “en kıdemli” aday ülke statüsüne sahip olmasına karşın bir kez daha AB trenini kaçırmış görünüyor.

AB-Türkiye ilişkileri hakkındaki araştırmalarıyla tanınan Dr. Yaşar Aydın da AB’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı derin bir güvensizliğin hakim olduğuna işaret ediyor.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşlarından Bilim ve Politika Vakfı (SWP) bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) uzmanı Aydın, “Mesele sadece Türkiye demokrasisindeki gerileme değil, mesele Erdoğan’a, özellikle de izlediği güvenlik politikalarına güven duyulmaması. Bir gün bir şey diyor, bir gün sonra tam aksini söyleyebiliyor. Ne yapacağı öngörülemiyor. Mitsotakis’e neler demişti şimdi iş ‘kardeşim Mistokatis’e’ döndü. Güvenmeyen de sadece AB değil ki, Hamas bile Erdoğan’a güvenmiyor” dedi.

Türkiye genişleme başlığı altında yer almıyor

AB’nin son zirvesinin sonuç bildirgesinde Türkiye’ye “Genişleme ve Reformlar” başlıklı maddede yer verilmemesi, “AB-Türkiye ilişkileri” başlığını taşıyan ayrı bir maddede kısaca bu konunun “bir diğer liderler zirvesinde ele alınacağı” kayda geçirildi.

AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile AB Komisyonu tarafından hazırlanan, 29 Kasım’da Brüksel’de açıklanan “AB-Türkiye siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerinin durumu” başlıklı raporda aslında Türkiye ile ilişkilerin geleceğinin nasıl şekillendirileceği konusunda bir yol haritası öneriliyor.

Türkiye ile üst düzey siyasi diyaloğun güçlendirilmesi yönünde atılabilecek adımların sıralandığı raporda Gümrük Birliği modernizasyonuna ilişkin görüşmelerin, Türkiye’nin Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesini önlemek için hızlı ve etkin bir şekilde hareket etmeye devam etmesi koşuluyla, yeniden başlatılabileceği belirtiliyor. Düzensiz göç ile mücadelede alanındaki işbirliğinin yanı sıra iş insanları, öğrenciler gibi kesimlere vize başvurularında kolaylık sağlanması için adımlar atılabileceği de kaydediliyor.

Ancak raporda “Türkiye ile yeniden angajman sürecinin kırılgan olmaya devam ettiği” vurgulanıyor, bu nedenle Türkiye ile farklı alanlardaki işbirliğinin kademeli, orantılı ve aynı zamanda da gerektiği takdirde tersine çevirebilir, yani geri alınabilir şekilde geliştirilmesi gerektiğine işaret ediliyor.

Üst düzey bir Alman diplomat, raporun ilişkilerin geleceği ile ilgili olarak bir dizi yeni yapıcı yaklaşımlar içerdiğini, yer verilen tavsiyelerin de AB içinde yakın bir gelecekte görüşüleceğini söyledi. Alman yetkili, “AB Türkiye ilişkilerinin geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair stratejik tartışmanın daha derinlemesine yürütülmesini destekleyeceğiz” diye konuştu.

“Türkiye’ye önerilecek model henüz belirlenmedi”

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Komşuluk Konseyi’nin (ENC) Direktörü Samuel Doveri Vesterbye ise “AB’nin Türkiye’ye uyabilecek bir ilişki modeli, ilişkinin konumlandırılabileceği bir çerçeve yok” dedi.

Versterbye, “Türkiye Kopenhag Kriterleri’ne uymuyor ve yakın bir gelecekte de uymayacağı açık, dolayısıyla tam üye olamayacak. Bu durumda ilişkilerde ancak farklılaşmış üyelik yoluyla ilerleme kaydedilebilir. Ancak AB içinde bu konu şu anda tartışılmaya devam ediliyor. Ve henüz somut bir model ortaya çıkmış değil. Dolayısıyla henüz Türkiye’ye önerilebilecek bir şey de yok” diye konuştu.

AB’deki eğilimin Türkiye ile ilişkilerin kademeli olarak geliştirilmesi yönünde olduğuna işaret eden Vesterbye, “Muhtemelen Türkiye’ye, son iki yılda Doğu Akdeniz’de sakin bir tutum takınması karşılığında, bir dizi alanda ilişkilerin geliştirilmesi önerilecek. Mesela Türkiye’nin, kalkınmanın desteklenmesini öngören Küresel Geçit Projesi’ne nasıl entegre edilebileceğine, Gümrük Birliği modernizasyonu konusunda nasıl ilerleme kaydedileceğine bakılacak. Orta Asya’da, Kafkasya’da işbirliği imkanları incelenecek, enerji ve gıda güvenliği gibi başlıklarda da işbirliği olabilir” diye konuştu.

Ancak ENC Direktörü Vesterbye, AB ile Türkiye arasında öncelikle güvenin yeniden tesis edilmesine odaklanılması gerektiğini, özellikle de Fransa ile Türkiye’nin masaya oturarak birbirlerine saygı gösterecekleri kırmızı çizgilerin üzerinden geçmeleri, ortak bir paydada buluşmanın yollarını aramaları gerektiğini belirtti.

“AB-Türkiye ilişkilerindeki çıkmaz ancak bu yolla aşılabilir” diyen Vesterbye, “Yüz yıl sonra jeostratejik birikime sahip bir tarihçi bugüne dönüp baksa, Rusya’nın Ukrayna savaşı gibi coğrafyamızda yaşananları görse ona ‘kimler ittifak yapmıştır’ diye sorulsa, ‘Gayet tabii ki AB ve Türkiye’ der. Çünkü rasyonel olan, çıkarların gerektirdiği de bu ama buna rağmen ilişkilerde halen çok büyük sorunlar mevcut. Günümüzün ironisi de bu” dedi.

Peki Erdoğan ne istiyor? 

Avrupalı siyasetçiler ile siyasi analistlerin büyük bir bölümü ise Erdoğan’ın söylemlerinin aksine, aslında Türkiye’nin AB’ye üye olmasını istemediği görüşünde.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB üyeliğini istemiyor, AB’den para gelsin istiyor” diyen Yaşar Aydın sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Erdoğan AB’ye ‘ekonomi ve güvenlik konularında işbirliği yapalım ama ben Kavala’yı, Demirtaş’ı içeride tutacağım, siz de benim içişlerime karışmayın’ diyor. AB ile iplerin tamamıyla koparamamasının nedeni ise bunun yol açması muhtemel ekonomik sonuçlar. Ayrıca AB ile iplerin kopması Erdoğan’ın kısa vadeli çıkarlarına hizmet edebilir ama bu Türkiye devletinin uzun vadeli çıkarlarına ters. Erdoğan bu vebalin altına giremiyor. Ayrıca bu, Erdoğan’ın devlet bürokrasisinde bir çok kişiyi karşısına almasını zorunlu kılar.”

Müzakereler sonlandırılıp yeni bir başlangıç mı yapmalı?

AB cephesinde de demokrasisinde gerileme olmasa da Türkiye’nin tam üyeliğine itiraz edenler var. Viyana gibi kimi AB başkentleri de artık Türkiye’ye karşı dürüst olunması gerektiğini, tam üyelik hedefinin gerçekçi olmadığını, bu nedenle artık müzakere sürecinin resmen sona erdirilmesi gerektiğini savunuyor.

CATS uzmanı Aydın ise Türkiye ile derin dondurucuda olan müzakere sürecinin resmi bir kararla sona erdirilmemesi, önümüzdeki sürecin mümkün olduğu ölçüde az hasarla atlatılması gerektiğini söylüyor.Aydın, geleceğin belirsizlikler içerdiğini söyleyerek “Mesela on yıl sonra nasıl bir siyasi iklimle, nasıl bir jeopolitik konstelasyon ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Ukrayna’yı düşünün…  Evet, şu anda üyelik hedefi gerçekçi görünmüyor, bu nedenle ekonomi ve güvenlik alanlarında, mümkün olduğu ölçüde işbirliğine odaklanılmalı” değerlendirmesini aktardı. Erdoğan ise çok daha iyimser ve iddialı. 18 Aralık’taki Macaristan ziyareti dönüşünde, AB’ye üye olmaya hazır durumda olmasına rağmen Türkiye’nin yıllardır kapıda bekletildiğini, çeşitli bahanelerle oyalandıklarını iddia eden Erdoğan, “Artık AB bu yanlıştan vazgeçmelidir. Belki de Macaristan’ın dönem başkanlığında bu konu masaya çok daha farklı bir şekilde yatırılıp ona göre yeni bir adım atma durumu gündeme gelebilir” sözlerini kaydetti.

Yerel seçimler mi bekleniyor?

Yeni yılın ilk yarısında AB dönem başkanlığını Belçika, ikinci yarısında ise Macaristan üstlenecek. Uzmanlar Türkiye’de yılın ilk yarısında, özellikle Mart ayındaki yerel seçimlerde yaşanması muhtemel gelişmelerin de AB tarafından dikkatle izleneceğine işaret ediyor.

Yaşar Aydın, AB’nin yerel seçimlerden önce vize serbestisi ya da Gümrük Birliği modernizasyonu gibi alanlarda Erdoğan’ı destekleyecek nitelikte adımlar atmak istemediğine dikkat çekti.

Aydın, yerel seçimlerin Türkiye demokrasisi bakımından önemli bir sınav olacağına işaret ederken “Mesela Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı engellenecek mi? Ya da mesela ekonomi ile ilgili olarak Erdoğan yerel seçimlerden sonra ne yapacak? Mehmet Şimşek, Hafize Gaye Erkan politikalarını uygulamaya devam edebilecekler mi? Erdoğan yoluna MHP ile devam edecek mi? Bütün bu soruların yanıtları önem taşıyor” dedi.

2024’te ilişkileri bekleyen en büyük sınama ne?

“AB-Türkiye ilişkilerini yeni yılda bekleyen en büyük sınama ne?” sorusunu yanıtlayan emekli Fransız diplomat Pierini, “Bunun ne olacağı çok açık” diyerek şunları kaydetti:

“AB ile Türkiye arasında, ticaret, yatırım, teknoloji, inovasyon, yeşil ekonomi gibi pek çok alanda, çok verimli bir ilişki geliştirme potansiyeli muazzam. Ancak AB ekonomi çevreleri Türkiye’ye yatırım yapma konusunda isteksiz. Bunun nedeni de Türkiye’de hukukun üstünlüğünün içinde bulunduğu durum. Yargı bağımsızlığın olmadığı, sivil toplum, siyasi muhalifler veya basın için adil yargılama süreçlerinin olmadığı bir ülkeye AB şirketleri nasıl yüz milyonlarca euroluk yatırım yapmayı düşünebilir? Bu şirketlerin de adil ve eşit rekabetin var olduğu bir alana ihtiyaçları var.”

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala kararını yerine getirmediği için Avrupa Konseyi’nin yaptırım tehdidi ile karşı karşıya. Konsey’deki göstergeler, Kavala dosyasında Ocak 2024’te Strasbourg’da yaşanacak gelişmelerin belirleyici olacağına işaret ediyor. AİHM kararlarının uygulanışını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Kavala kararının uygulanabilmesi için Ankara ile Avrupa Konseyi sekreteryası arasında diyaloğun yoğunlaştırılması çağrısında bulunmuştu.

Öte yandan Türkiye ekonomisi zorda. Mayıs ayındanki seçimlerden sonra yeniden ortodoks politikalara yönelen Türk hükümeti yabancı yatırımcıları Türkiye’ye yatırım yapmaları konusunda ikna etmeye çalışıyor.

Alman yatırımcılarla görüşmeler yürüten Yaşar Aydın ise Türk hükümetinin ekonomide attığı adımların göstermelik olabileceği yönünde bir izlenim oluşmaya başladığına işaret ediyor.

CATS uzmanı Aydın, “Hatırlarsanız Ecevit döneminde de kriz vardı, Kemal Derviş’i çağırdı, reformlarla işi bitirdi. Ne kadar sürdü? Altı ay içerisinde yaptı. Şu anda hükümet yedinci ayını dolduracak ama faizi yukarı çekme dışında henüz ortada somut reformlar yok” diye konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x